Hasan Gezgin, Umut Yazıları

Faşizmin ezberini bozan eylemler: Ana jet üsleri – Hasan Gezgin

AKP-MHP faşizminin bir süredir yürüttüğü savaş politikaları kendi ekseni içerisinde dönüp dolaşıp nihayetinde bumerang gibi kendisine çarpıyor. Bunun uzunca süredir yazıldığını görüyoruz ve biliyoruz. Kürt halkı başta olmak üzere diğer toplumsal bütün kesimlerin faşizmin her türden politika ve siyasetinin teşhir olduğunu görmesiyle paralel olarak devletin ne kadar uğraşsa da dışarıya taşıyamadığı özel savaş politikaları kendi kapısını kırıp geçmiştir.

HPG, ilk olarak Diyarbakır Ana Jet Üssü’nü vurarak dışarıda yürütülen savaş politikalarını içeriye taşımıştır. Bir şekliyle “savaşın kuralları, yeri ve zamanı senin iraden değil, benimdir” demiştir. Bir eylemin devletin “ayarlarını” bozuma uğrattığı böylesi bir anda, askeri-politik açıdan bu eylemin varlığı savaşın dışarıda “sükûnetle çözüldüğünün” yalanını ortaya koymaktadır. Hem de devletin kendi ağzıyla bunu itiraf etmesiyle olmuştur. Devlet savaşsız yapamamakta ama savaştan da galip çıkamamaktadır. SİHA’ları, radar sistemleri, elektronik harp sistemleri vs. her türden gelişimlerine rağmen faşizmin teknolojik olarak karşılayamadığı sorun askeri eylemin yapılış tarzı ve karşılık geldiği politik sonuçlarıdır.

Eylemin yapılış tarzı konumuzun içeriğiyle açılıp tartışılacak durumda değildir ama politik sonuçları Gare örneğinde görüldüğü gibi olacaktır. Yani hem toplumsal muhalefet faşist iktidara karşı koyuş, direniş ve saldırı anlamında moral kazanacak; bundan gerilla güçleri ve milis kuvvetleri de moral bulacaktır. Hem de bunun öncülüğünde bu sürecin önünü açışıyla bu devrimci eylem “olacak” olanları tetikleyecektir. Bu devrimci eylem sonuçları itibariyle politik olarak öngörülmekte olan bir çözülüş, çöküş ve halk isyanının temel yapı taşlarına denk düşen askeri-politik eylemdir.

Temel sorunu PKK’nin ve diğer devrimci örgütlerin varlığı üzerine kuran faşist iktidar, “terör” olarak adlandırdığı bütün bu yapılar karşısında halka ve topluma biçmeye çalıştığı kefeni artık kendisine dikmelidir. Birçok açıdan devletin kendi güvenliğine dair politikaları çökmüştür. Devlet, Kürdistan/Amed’de can kalbinden, Ankara’da ise beyninden vurulmuştur.

Faşizm bu devrimci eylemle beraber hem askeri hem de toplumsal sonuçları bakımından yeni bir pratik içerisine girecektir. Filistin halkı nasıl Siyonist İsrail’in Demir Kubbe’sini delip geçtiyse, Kürt halkı ve devrimciler de AKP-MHP faşizminin çok korunaklı noktalarını yıkıp geçti. Faşizmin kendisini iradi olarak restore etme çabası zaten hali hazırda ülke içi siyasette yaşanan gelişmeler karşısında hızlandırılabilir durumdadır. Ama bir sorun var; faşist yapı bu restore sürecinde sürekli olarak duvara toslamakta ve durdurulmaktadır. Faşist yapının yapmak istediği veya geçmişte yaptığı her şey bugün karşısında çıkmaktadır. Üstelik, politik olarak da kendi iç çıkmazlarının yumağı haline gelmektedir. Sedat Pekerli videolar devlet içindeki yapıların zaten kendisi içerisinden bir “elemanın” anlatılarıyla daha görünür kılınmakta, Süleyman Soylu ve diğer bazı faşist güçlerden kimileri güç kazanırken kimileri de güç kaybetmektedir. Üstelik ülke dışı siyasette yaşadığı bir dizi kriz bu çözülmeyi de yine AKP-MHP faşizminin tam kalbine doğru ilerletmektedir. Ve en önemlisi de ülkemiz içerisinde toplumsal dinamikler de günden güne büyümekte ve gelişmektedir.

Böylesi bir ortamda devletin beka garantörü pozisyonunda olan savaşın “tereyağından kıl çeker gibi” dışarıda yürütülüp içeride caka satılır hali bütün bu politikaların ezberini değiştirmiştir. Devleti Diyarbakır’da vuran irade aslında Ankara’yı vurmuştur. Zap, Avaşin ve Metina’da süren gerilla direnişi Gare Direnişi’nde olduğu gibi toplumsal mücadeleyi geliştirecektir. İşçi sınıfı, kadınlar, gençler ve bütün ezilen halklar faşizme karşı eylem “yapılabilir” fikriyatının Ana Jet Üssü’nü vurmak gibi üst düzeyde değerlendirilebilecek bir eylemden tutalım da sokakta direnişle ve militan hareket tarzıyla da mümkünlüğünü görmektedir.

Yine, askerî açıdan bu eylem gerilla direnişlerinin kabına sığmayan gücünü göstermektedir. Kara kuvvetleri ile belirli ölçülerde hareket edebilen faşist iktidar en güvendiği alan olan hava üstünlüğüyle övünüp duruyordu. Ancak bir ülkenin hava gücünün, savaş uçaklarının, SİHA’larının havalanamıyor oluşu tarihte olduğu gibi bugün de onu durdurabilen karşı gücün ne kadar avantajlı bir pozisyona geçtiğini göstermektedir. Burada karşı güç hem eylem yapan devrimci irade hem de bütün ezilenlerdir. Bu yönüyle yalanlarla dolu bir psikolojik savaş yürüten faşist rejim karşısında reel bir güç görmektedir. Onu vuran, akamete uğratan ve diz çöktüren bir güç.

Son olarak askeri-politik anlatımıyla; bu eylem dağlarda savaşan gerillaya güç vermektedir. Güç alan gerilla faşist iktidarı sadece yenmek olarak değil onun savaşma iradesini kırmaktadır. Faşist rejim ülke içi siyasette güç, kitle ve hakimiyet kaybetmektedir. Faşist rejim askeri-politik olarak yenilgiler içerisindeyken devrimci güçler de askeri-politik olarak güçlenmektedir. Birleşik mücadele devrimci ısrar konusunda kendisini sürekli yenileyen ve bu devrimci eylemleri karşılayıp, sistemin kalbine doğru yönelten güç olmalıdır. Çünkü, gerilla kazandıkça bu kazanımın politik olarak kitlelerde karşılık bulması şartı vardır.

Bu sebeple Amed’de bu eylemle başlayan ve Batman ile Şırnak’ta devam eden eylemler devletin saldırı gücünü kırmıştır. Bu, “bir maket uçağı vururum” umuduyla havaya rastgele ateşler açan devletin ruh halidir. Her şey boş salvolardır. Devlet kâğıttan kaplan olmuştur. Devlet, karşısına dikilen her bir güce karşı nasıl tepkiler vereceğini şaşıran bir bozguna uğramıştır.

Birleşik mücadele bu bozgun moral güç olarak halka, ezilenlere ve bütün kitlelere ulaştırabilmelidir. Bu eylem uzun süredir özel savaş kurallarına göre yeniden yapılanan gerilla mücadelesinin sonucu olarak açığa çıktı ve faşizmin iradesini kırdı. Türkiye ve Kürdistan sokaklarında faşist iktidarın saldırılarına karşı yeni dönem devrimci atılımının üretimi ayaklanmaların, birleşik mücadelenin örgütlenmesi de faşizmi topyekûn yıkılışa götürecektir.

Paylaşın