İsmail Güldere, Umut Yazıları

Gare’den 3 ay sonrası: Metina, Avaşîn, Zap İşgali– İsmail Güldere

Türkiye sömürgeci faşist güçleri açısından sistematikleşmiş işgal siyaseti dönemsel olarak yoğunlaşsa da düzenli olarak son 6 yıldır bir fiil devam ediyor. Türkiye siyaseti açısından klasikleşmiş bir hal alan bu işgalci sömürgeci siyasetinin temel arka planlarından birinde ülke içinde büyüyen ekonomik kriz ve artan yoksulluğun tehdit ettiği iktidar krizi yatarken diğer planında da Amerikan emperyalizminin bölge çıkarlarını yönetmesinde engel gördüğü Kürt hareketinin, PKK’nin tasfiyesini örgütlemek yer alıyor.

ABD Dışişleri bakanlığı tarafından 2018 yılında Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin öncü kadrolarından olan üç Kürt devrimcisi hakkında aldığı para ödülü kararı, 20 Nisan 2021 tarihinde tekrarlanarak yenilendi. Bu kararın hayata geçirilmesi; üç ay önce Gare işgal saldırısıyla mümkün kılınmaya çalışılırken dün itibariyle Güney Kürdistan bölgesinde yer alan Metina, Avaşîn, Zap’a yönelik işgal saldırısı ile tekrar gerçekleştirilmeye çalışılıyor. ABD başkanı Biden’in seçildikten üç ay sonra Erdoğan’la ilk telefon görüşmesi sonrasında bu saldırının başlamasının bir tesadüf olmadığını gösteriyor. Görüşmede öne çıkan önemli başlıklardan bir tanesi Ermeni soykırımının Amerika tarafından tanınması yönündeki mesaj olurken, Türkiye’ye fikir bildiren Biden’in bu karar karşısında Erdoğan’a Güney Kürdistan işgaline dair yeşil ışığı yaktığını gösteriyor.

Biden, faşist Erdoğan iktidarının kırmızı çizgilerle çizdiği iki şovenist çizgiden birinde Erdoğan’a yol verirken diğerinde kendi kararını alarak ikili bir kazanç sağlama yönünde politika yürütüyor. Bölge açısından temel çelişki unsuru olan demokratik bir Kürt hareketinin varlığı emperyalist-kapitalist sömürü güçlerinin çıkarlarını tehdit ettiği için bu noktada Kürt hareketinin karşısına faşist Türk devletini kolaylıkla öne sürebiliyor. Faşist AKP-MHP iktidarı içinse bu iç krizi dengelemek adına zaten iktidarın stabil işgalci, sömürgeci temel politikalarından biri olduğu için reddedilmez bir fırsat oluyor.

Bu tabloda hem Amerika hem de Türkiye memnun gözüküyor. Bundan birkaç hafta önceyi hatırlarsak AB ile de benzer bir ilişkilenme gerçekleşiyor, Türkiye’nin iç siyasi krizleri karşılığında dış politikadaki tavizleri AB ile oturulan masada memnuniyetle sonuçlanıyor. Hem ABD hem de AB Türkiye’yi dış politikada belli düzeyleri ile daraltırken, iç siyaset krizini aşmasında da yardımcı rolü üstleniyor. Uluslararası emperyalist güçlerin kendi güç-çıkar ilişkileri doğrultusunda yürüttüğü bu politika bölge halkları açısından ise artan zulüm ve sömürünün derinleşmesi anlamına geliyor. Türkiye’de faşist kurumsallaşmanın emperyalist-kapitalist ülkeler tarafından da desteklenerek derinleştirilmesi bu yönlü örgütleniyor. AB ve ABD açısından sömürgeciliği Kürt’lerle sınırlı, sömürüsü ise ABD ve AB pazarının ihtiyaçlarına cevap olabilecek düzeyde bir AKP-MHP faşizmi inşa ediliyor.

Bu planlar ABD-AB-Türkiye’nin kurduğu masada hedefler olarak yer alıyor ancak bu planı bozacak başka planlar ise işçi sınıfı ve ezilen halkların, özgürlük gerillalarının cephesinde yapılıyor. Yine dönelim üç ay öncesine tüm istihbarat bilgileri paylaşılan, özel kuvvetlerden oluşturulan Türk ordusunun Gare işgal saldırısı bozguna uğradı, “Amerikan’ın kartalı”, “Türkiye’nin pençesi” PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan’ın da dediği gibi tavuk ayağı bile olamadı. İç siyaset de derinleşen Boğaziçi gençlik direnişi bitmedi, işçi sınıfının eylemleri durmadı, kadınların sesi kesilemedi. 8 Mart ve Newroz alanları tüm Türkiye ve Kürdistan şehirlerinde coşku ile kutlandı. AKP-MHP faşizmi üstünlük hegemonyasını Gare yenilgisi ve bitiremediği direnişler karşısında kaybetti. Bu yönüyle ülkede gündemi belirleyen direnen, sokakta olan, yasaklamalara karşı susmayan işçi sınıfı ve ezilen halklar, kadınlar, gençler oldu ve olmaya devam ediyor.

Bugün yoksulluğun ulaştığı boyut kamyon kasalarında dağıtılan patates-soğanla iktidar krizinin zirvesini yansıtıyor. Burjuvazinin boğaz manzarasında paylaştığı pandemi mesajları, ülkeden kaçırılan milyon dolarlar, hesabı verilemeyen milyar dolarlar, zevk-ü sefa içinde yaşayan bu faşist iktidarın cefa günlerinin kıyamet-i alameti olarak işçi sınıfı ve ezilen halkların sofrasından, sokağından duyuluyor.

Ünlü halk ozanı Aşık Mahzuni Şerif’in de söylediği şarkıda yer alan dörtlükteki gibi;

“Yetim sırtından doyan doyana
Doyan doyana
Gönül bu oyuna nasıl dayana?
Nasıl dayana?
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?
Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?”

Hiç söze gerek kalmadan sadece 128 rakamı, ya da en ufak yolsuzluk mesajı iktidarın diken üstünde zor tedbirlerini devreye koymaya yöneltiyor. Faşist iktidarı çöküş paniğinin sardığı görülüyor.

ABD-AB’nin bölge çıkarları doğrultusunda destek alan AKP-MHP faşizmi iç siyasette toplumsal mücadele güçleri üzerinde freni patlamış kamyon etkisi yaratmaya çalışıyor, ancak yaşayacağı yeni bir askeri yenilgi tüm dengeleri daha fazla alt-üst edecek bir nitelik taşıyor. Türkiye ve Kürdistan’da işçi sınıfı ve ezilen halkları bölmek için kullanılacak bu işgal saldırısı karşısında artık şerbetli olduğu önceki saldırılarda yaşanan tablo itibari ile biliniyor. Faşist iktidar ne burjuva muhalefeti ne de toplumsal mücadele dinamiklerini istediği boyutta Gare işgal saldırısında yanına çekemedi. AKP-MHP faşist iktidarı bir kez daha hem karadan hem havadan gerilla alanları olarak bilinen Metina, Avaşîn, Zap bölgelerine yönelik işgal saldırıları ile kendi güçlerini konsolide etmeye, patates-soğanla kandıramadığı halkı vatan-millet-Sakarya ile kandırarak örgütlemeye, ikna etmeye çalışıyor. Bu kez daha geniş bir alanda daha fazla güçle gerilla alanlarına saldırarak bunu başarmaya çalışıyor.

Faşist iktidar açısından artık Metina, Avaşîn, Zap, Gare alanlarına işgal saldırılarında başarı varlık-yokluk sorununu ifade ediyor. Bu sebepten kaynaklı saldırılarını hem içte hem de dışta şiddetlendirecektir. Hem gerilla alanları hem de kentlerde bu işgalci, sömürgeci siyasete karşı birleşik mücadelenin önemi bir kez daha en yüksek düzeyde belirginlik kazanıyor.

Faşist iktidarın bu hamlesi yaklaşan 1 Mayıs’tan başlayarak daha fazla her yerde alanda olunarak; faşizmi yıkma, özgürlüğü kazanma hamlesi ile işgalci ve sömürgeci faşist saldırı karşılanarak boşa düşürülebilir, AKP-MHP faşizmine birleşik mücadele ile son verilebilir.

Paylaşın